Janghwa Hongryeon Filmi/Büyük Bir Hatıra Kutusu Olarak Adlandırılan Ev

schedule giriş:

Temel Korkularınıza Dokunacak Bir Eser

Issız bir kırsal eve giden dar yol, araba camının dışından sonsuz bir döngü gibi uzanan orman. Uzun bir hastane yatışından sonra Su-mi (Im Soo-jung) ve Su-yeon (Moon Geun-young) babalarının arabasına binip eve dönerler. Ancak sevinç yerine, havada ince bir alarm sesi gibi bir şey çınlıyor. Ev kapısı açıldığında, onları karşılayan az konuşan baba ve aşırı nazik üvey anne Eun-joo (Yeom Jeong-ah). Ve nefes kesici, geniş ama klostrofobiye neden olan tuhaf bir ev. Eski bir hanok gibi görünen bu mekan, koridorlar ve kapılarla labirent gibi bağlanmış, dolaplar, perdeler ve yatak altındaki karanlık her yerde kara delik gibi açılıyor. 'Janghwa Hongryeon' filmi, bu ev denilen kapalı evrende bir ailenin trajedisini, korku, melodram ve psikolojik dramayı katman katman üst üste koyarak yavaşça açığa çıkarıyor.

İlk gününden itibaren Su-mi, Eun-joo'ya 'Bu eve ait değilsin' sinyalini tüm vücuduyla yayıyor. Eun-joo da bal gibi konuşmasının altında bir jilet saklıyor. Yemek masasında konuşmalar yüzeyde nazik ama her an birbirine yöneltilmiş bir eskrim maçı gibi. Su-yeon arada sıkışıp kalmış, sessizce gözlem yapıyor. Evde sanki uzun zamandır bir savaş varmış gibi, kimse rahat nefes alamıyor. Üstelik görünmeyen bir varlık da araya giriyor. Gece yarısı duyulan nefes ve ayak sesleri, dolap kapısının aralığından sızan saçlar, yatak altındaki karanlıktan gelen bakışlar. İzleyici bu evde ne olduğunu, ya da kimin olduğunu sürekli sorguluyor.

Hikaye kısa sürede ailenin geçmişine sızıyor. Su-mi ve Su-yeon'un hastaneye gitmek zorunda kaldığı olay, biyolojik annenin yokluğu, babanın sessizliği üst üste binerken, evde bırakılan yaraların hatları yavaşça ortaya çıkıyor. Eun-joo, bu evin meşru hanımı olduğuna inanıyor ve düzeni dayatıyor ama kız kardeşler için o bir işgalci ve saldırgan. Yemek masasında yapılan küçük bir hata, aşağılanma ve hakaretle büyüyor, ilaç paketleri ve şişeleri aile travmasını mühürleyen Pandora kutusu gibi tekrar tekrar ortaya çıkıyor. Yönetmen Kim Ji-woon, uzun açıklamalar yerine nesneler ve mekanlar aracılığıyla bu evin geçmişini hafifçe sızdırıyor. Duvara asılı aile fotoğrafı, boş oda, kilitli bir çekmece, diyaloglardan önce gerçeği fısıldıyor.

Başlangıçtaki gerilim, genellikle görünen şiddetten ziyade görünmeyen kaygıdan kaynaklanıyor. Eun-joo'nun kapı aralığından kız kardeşleri gözetleyen bakışı, babanın her şeyi görmezden gelme sessizliği, Su-mi'nin tekrar tekrar gördüğü kabuslar ince bir şekilde bağlanıyor. Sonra bir gece, Su-yeon'un odasında açıklanamaz bir olay patlak veriyor ve korku bir seviye yükseliyor. Kapının açılıp kapanma sesi, yatak çarşaflarının görünmez bir el tarafından çekiliyormuş gibi buruşması, ekranın altından yukarı tırmanan siyah bir şekil. İzleyici, bu evin korkusunun basit bir aile çatışmasını aştığını ve aynı zamanda bu korkunun ailenin tarihiyle göbek bağı gibi bağlı olduğunu hissediyor.

Film, ortalara doğru gerçeklik ve kabus, şimdi ve hafıza arasındaki sınırları kasıtlı olarak bulanıklaştırıyor. Su-mi'nin bakış açısından görülen sahneler giderek daha opak hale geliyor ve Eun-joo'nun davranışları insanı aşan bir abartı sergiliyor. Yemek masasında et tabağı, kan gibi yayılan havlu, merdiven altına yığılmış çöp gibi günlük objeler aniden korkunun tetikleyicisi olarak işlev görüyor. İzleyici, tüm bunların gerçekten olup olmadığını, birinin suçluluğunun yarattığı bir halüsinasyon mu olduğunu karıştırmaya başlıyor. Bu dengesiz algı, bir noktada ekranı tamamen tersine çeviren bir darbe haline geliyor ama o ters dönüşün ne olduğunu doğrudan görmek daha akıllıca olur.

Ancak kesin olan bir şey var ki, 'Janghwa Hongryeon' sadece hayaletlerin çıktığı bir korku filmi ya da üvey anne vs kızların melodramı değil. Yönetmen Kim Ji-woon, Joseon dönemi masalı 'Janghwa Hongryeonjeon'u bir motif olarak alıyor ama üvey annenin kötülüklerini ve kızların kinini kopyalamak yerine modern ailenin psikolojisi ve yaralarıyla tamamen yeniden yapıyor. Orijinalde hayalet intikamın vücut bulmuş haliydi ama bu filmin korkusu, suçluluk ve baskı, hafızanın çarpıtılmasıyla oluşan bir gölgeye daha yakın. Hayaletten daha korkutucu olan, kendi yaralarını sonsuz bir döngüde tekrarlayan insanlardır. Sanki ctrl+C, ctrl+V'yi durduramıyormuş gibi.

Kore Sinemasının Rönesansını Simgesi ‘Mise-en-scène’

Janghwa Hongryeon'un sanatsal değerini tartışırken ilk olarak masaya konulan şey mekan ve mise-en-scène'dir. 'Janghwa Hongryeon'un evi sadece bir arka plan değil, devasa bir karakter gibi işlev görüyor. Geniş oturma odası ve sonsuz koridorlar, farklı renk ve ışıklara sahip odalar, karakterlerin psikolojisini görselleştiren 3D bir harita gibi. Özellikle kırmızı, yeşil ve mavi ışıkların dönüşümlü olarak ekranı ele geçirdiği sahneler, duyguların sıcaklığını ve yoğunluğunu tam olarak görselleştiriyor. Yemek masasında kırmızı mezeler ve tabaklar, kan gibi yayılan çiçek desenli duvar kağıdı, karanlıkta parlayan yeşil ışıklı orman, hepsi karakterlerden sızan duyguların parçaları gibi görünüyor. Sanki Instagram filtresini sonuna kadar zorlamış gibi, renk duyguların dili oluyor.

Çekim ve açı seçimi de mükemmel. Kamera sık sık düşük bir konumdan yukarıya bakarak karakterleri yakalar veya kapı aralıkları ve mobilya aralarından onları gözetler. Bu rahatsız edici bakış açısı, izleyiciyi 'bu evin bir yerinde saklanan üçüncü bir varlık' haline getirir. Birini takip ederek koridorda hareket ederken bile kamera öne geçmez ve biraz geride kalmayı tercih eder. Bu ince mesafe sayesinde izleyici, ekranın dışından her an bir şeyin fırlayacakmış gibi bir gerilim hisseder. Sanki birinci şahıs nişancı oyununda arkasını kollayan bir düşmanı bekler gibi. Aynı zamanda bu kamera konumu, gerçeğe tamamen ulaşamayan ve etrafında dolanan karakterlerin psikolojisiyle de örtüşür.

Ses tasarımı, korku filmine uygun olarak hassas ve hesaplıdır. Büyük çığlıklar veya ani efekt seslerinden ziyade sessiz nefes ve alçak ayak sesleri daha ürkütücü gelir. Evin gıcırdayan sesi, tabakların hafifçe çarpışması, ormandan esen rüzgar sesi, hepsi sahnedeki birer oyuncu gibi işlev görür. Müzik de abartılı korku BGM'lerinden kaçınır ve gerektiğinde net bir şekilde müdahale eder. Bazı anlarda neredeyse duyulmaz bir piyano melodisi, diğer anlarda metalik vurmalı çalgılarla karışarak izleyicinin sinirlerini zımparalar. Bu sayede filmin korkusu, ani sıçramalardan ziyade yavaşça içe işleyen bir kaygı, sanki dişçi bekleme odası gibi bir hisse yakındır.

Oyunculuk açısından da bu eser, şimdi tekrar izleseniz bile hayranlık uyandırır. Im Soo-jung'un Su-mi'si, koruyucu ve mağdur, bazen de saldırganın yüzünü aynı anda taşıyan karmaşık bir karakterdir. Kardeşini korumaya çalışan sert bakışları ve kabustan uyandığında boşluğu yoklayan endişeli ifadesi aynı bedende bir arada bulunur. Moon Geun-young'un Su-yeon'u korkak ve narin bir küçük kardeştir ama bazen tüm sırları biliyormuş gibi bir ifade gösterir. Sanki spoiler'ı bilen bir izleyici gibi. Yeom Jeong-ah'ın Eun-joo'su bu filmin bir diğer motorudur. Yüzeyde zarif ve yetenekli bir hanımefendi gibi görünse de, anlık olarak yüzü buruşur ve sakladığı aşağılık kompleksi ve öfke sızar. Bu üç oyuncunun performansı çarpıştığında, basit kötü karakter vs iyi karakter yapısını aşan karmaşık duygusal katmanlar ortaya çıkar.

Kim Kap-soo'nun canlandırdığı baba, filmde en baskılanmış karakterdir. Neredeyse tüm sahnelerde konuşmaktan kaçınır, gözlerini kaçırır ve durumu geçiştirir. Dışarıdan bakıldığında güçsüz bir baba gibi görünse de, film onun sessizliğinin trajedinin bir parçası olduğunu gösterir. Hiçbir şey yapmamak da bir seçimdir ve bu karakter bunu acı bir şekilde kanıtlar. Ailesini koruyamayan, yaralarıyla yüzleşemeyen ve durumu seyreden bir tutumun ne kadar büyük bir yıkıcı güce sahip olduğunu, film doğrudan eleştiri yerine durum ve sonuçlarla anlatır. Sanki 'sessizlik sarmalı teorisi'ni bir aile draması olarak hayata geçirmiş gibi.

Şaşırtıcı Değil, 'Temel Korku'

Bu filmin korkusunun özellikle uzun süre kalmasının nedeni, kaynağının doğaüstüden ziyade psikolojiye yakın olmasıdır. Hayaletlerin gerçekten var olup olmadığı önemli değildir. Önemli olan, kimin neyi saklamaya çalıştığı ve hangi hatırayı kabul edemediğidir. Her karakter, dayanılmaz gerçeği itmek veya katlanmak için kendi çarpık yöntemini seçer. Bu çarpıklık birikir ve fermente olur, bir noktada evdeki tüm nesneler ve gölgeler çarpık semboller haline gelir. İzleyici, ekranı izlerken sürekli olarak tahmin yapar. Ne gerçek, ne hayal, kimin hatırası gerçek? Bu süreç, filmin korkusunu bileşik faizle artıran bir mekanizmadır.

Anlatı yapısı açısından bakıldığında, 'Janghwa Hongryeon' oldukça zeki bir bulmaca filmidir. İlk izleyişte sadece ürkütücü sahneler ve gerilimle meşgul olursunuz ama ikinci, üçüncü izleyişte her yerde gizlenmiş ipuçları ve işaretler görünür. Karakterin bakışının geçtiği yer, kimin nerede olduğu, belirli bir sahnede yemek masası düzeninin nasıl olduğu gibi detaylar gerçeği ima eden parçalar olarak işlev görür. Sanki 'Olağan Şüpheliler' veya 'Altıncı His' gibi, yeniden izlenmesi gereken bir film. Bu yüzden bu eser, zaman geçse de sürekli yeniden değerlendirilir ve korku filmi sıralamalarında yerini kaybetmez. Koreli duygusal yapıyı ve Batı tarzı psikolojik gerilim kurallarını başarıyla harmanlayan nadir bir örnektir. Sanki kimchi çorbasına peynir eklenmiş ama beklenmedik bir şekilde lezzetli olmuş gibi.

Eleştirilecek hiçbir yanı yok değil. İlk kez izleyen izleyiciler için ortalardan sonra gelişmeler biraz karmaşık gelebilir. Korku ve psikolojik dram, aile melodramı tonları karışırken neyi merkez alacaklarını anlamakta zorlanabilirler. Sonlara doğru birçok sahne bir arada toplanarak bir tür açıklama bölümü başlar ve bu kısımda beğeni farklılıkları ortaya çıkar. Bazı izleyiciler için bu açıklama nazik ve şok edici olabilirken, diğerleri için gizemin boşluğunu fazla doldurmuş gibi gelebilir. Sanki bir sihirbazın numaralarını nazikçe açıklayan bir sihirbazı izlemek gibi. Yine de genel tamamlanmışlık ve duygusal yoğunluğu düşününce, bu kısımlar zevk meselesine daha yakındır.

İlginç olan, 'Janghwa Hongryeon'un Kore korku sinemasına yeni bir yön göstermiş olmasıdır. Daha önce Kore korku filmleri yaz eğlencesi veya tek seferlik şaşırtmalara odaklanırken, bu eser yaralar ve travmalar, hafıza parçalarını korkunun ana motoru olarak aldı. Sonrasında ortaya çıkan birçok Kore korku ve gerilim filmi, aile içi şiddet, okul şiddeti, nesil çatışması gibi gerçekçi yaraları konu alırken bu filmin etkisi azımsanamaz. Türün sınırları içinde Kore toplumunun baskı ve suçluluğunu görselleştirme yönteminin bir ölçütünü belirlemiştir. Sanki 'Yüzüklerin Efendisi' fantezi filmlerinin standardını belirlemiş gibi.

K-Zalim Masalını Karşılamak İstiyorsanız

Gürültülü efekt sesleri ve kanla kaplı sahneler yerine nefes kesici sessizlik ve rahatsız edici bakışlar, bir şekilde çarpık aile atmosferine daha fazla tepki veren izleyiciler için 'Janghwa Hongryeon'un havası uzun süre kalacaktır. Sanki iyi bir şarabın kalıcı tadı gibi.

Aile kelimesini duyduğunda bile biraz karmaşık duygulara kapılan biriyseniz, bu film size tuhaf bir katarsis sağlayabilir. Kan bağı bazen kan bağı olmayanlardan daha acımasız olabilir ve en yakın mekanda birbirine en derin yaraları açabilir. Bu film, korku formatında bunu gösterir. Sanki bir aile terapisi seansını korku filmine uyarlamış gibi desem tuhaf olur mu?

Sessizce birikmiş yaraları doğrudan karşılamaya hazır ve bir korku filmi bittikten sonra bile uzun süre zihninizde yeniden oynatılmasını istiyorsanız, 'Janghwa Hongryeon' yeterince yeniden keşfedilmeye değer. Nehir kenarındaki rüzgar, evin içindeki karanlık, yemek masası üzerindeki tabak ve ilaç paketine kadar her obje anlam kazanarak yaklaşacaktır. Bu filmi izledikten sonra, karanlık koridorlar ve dolap kapıları, aile fotoğraflarına bakışınız hafifçe değişebilir. Ve belki de bir süre yatağın altını kontrol etmek isteyebilirsiniz. Şaka değil.

×
링크가 복사되었습니다