
[magazine kave]=Choi Jae-hyuk muhabir
Kara bulutlarla kaplı denizin üzerinde, Joseon donanmasının bayrakları oldukça seyrek. Bir zamanlar Doğu Asya'nın en güçlü donanması olarak anılan bu güç, iz bırakmadan çökmüş ve geriye sadece on iki gemi kalmış. Film 'Myeongryang', bu korkunç sayıyı ekranın ortasına atarak başlıyor. Ülkeyi koruyan son kalkanın sadece on iki gemi olduğu gerçeği, altyazıyla açıklanmadan önce zaten izleyicinin gözüne çarpıyor. Sanki '300'ün Spartalıları 300 kişiyle Pers ordusunu durdurduysa, Joseon da 12 gemiyle 330 gemiyi durdurmak zorunda. Sadece sayılara bakıldığında 'Görevimiz Tehlike' değil, 'Görevimiz Delilik' gibi görünüyor.
Bu umutsuz durumun ortasında Yi Sun-sin (Choi Min-sik), görevden alınma, hapis ve beyaz giysili askerlikten geçerek tekrar Üç Eyalet Donanma Komutanı koltuğuna oturur. Ancak geri dönen gözlerinde zaferden çok derin bir şüphe, yorgunluk ve bilinmeyen bir kararlılığı yansıtan kırışıklıklar daha önce görülür. Saray zaten donanmayı terk etmiştir. Bunun yerine kara ordusu merkezli bir savunma hattı yeniden düzenlemeyi öneren yetkililer arasında, Yi Sun-sin tek başına denizi korumakta ısrar eder. Ancak askerlerin ruh hali adeta bir cenaze töreni gibidir. Savaş başladığında herkesin katledileceği korkusu, kamaralarda ve güvertelerde yayılmıştır. On iki gemide kalanlar, vatanseverlik inancından çok kaçma fırsatını kollayan gözlerle doludur.
Yi Sun-sin de bu korkuları bilmez değildir. O da acımasız işkence, görevden alınma ve hapis süresince, inandığı Joseon adlı ülkeye derin bir şüphe duymaya başlamıştır. Sanki 'Kara Şövalye'deki Batman'in Gotham'dan bıktığı gibi, Yi Sun-sin de saray ve sisteme olan güvenini kaybetmiştir. Ancak Batman'in Gotham'ı koruduğu gibi, Yi Sun-sin de sonunda denize geri döner. Ülkeyi değil, insanları; sistemi değil, hayatları korumak için.
Savaş, Umudun Tarihi Değildir
Öte yandan deniz aşırı Japon ordusu, ezici güç ve özgüvenle tamamen farklı bir yüz ifadesine sahiptir. Kurujima (Ryu Seung-ryong), Myeongryang Boğazı'nı geçip Joseon sarayının nefesini kesmeyi planlar. Joseon donanmasını bir hamlede süpürüp karadaki Japon ordusuyla birleşerek savaşı bitirmeyi hedefler. Japon komutanlar, Joseon'un iç çatışmalarını, donanmanın çöküşünü ve askerlerin moralini doğru bir şekilde değerlendirmiştir. Siyah ufukta ilerleyen güçlü gemilerin sahnesinde, izleyici Amerikan blockbuster'ı değil, Imjin Savaşı sırasında Japon donanmasının ilerleyişini izlediğini fark eder. Sanki 'Dunkirk'te Alman ordusunun ezici gücünü izler gibi, o nefes kesici güçsüzlük hissi vardır.

Film, bu büyük savaşın başlangıcını askerler, halk ve hatta esirlerin bakış açısıyla çok katmanlı bir şekilde gösterir. Yi Sun-sin'in kampında bile kaçmayı hayal eden komutanlar ve askerler vardır ve onları beslemek zorunda olan sıradan insanlar vardır. Myeongryang Boğazı yakınlarındaki balıkçılar ve tüccarlar, denizin yaşam alanı olduğu kadar ölüm sahnesi olduğunu herkesten iyi bilir. Bu insanlar, sarayın emirlerinden çok, bugün ailelerinin geçimini düşünmek zorundadır. Film, bu sıradan insanları savaşın çevresel süsü olarak bırakmaz, bazen Yi Sun-sin'e karşı çıkar, bazen de ona yardım eder ve savaşın ağırlığını gerçekçi bir duygu ile yakalar. Sanki 'Er Ryan'ı Kurtarmak' savaşı askerin bakış açısıyla ele aldıysa, 'Myeongryang' da komutan, asker ve halkın bakış açısını kapsar.
Myeongryang Boğazı da basit bir arka plan değildir. Dar su yolu, güçlü akıntılar, sürekli değişen gelgitler, kendi başına devasa bir karakter gibi hareket eder. Yi Sun-sin, bu denizin doğasını bilen kişidir. Film, onun harita, dalga ve gelgit tablosuna bakarak 'Nerede savaşacağız?' sorusunu düşündüğü sahneleri tekrar tekrar gösterir. Birçok savaş filmi 'kaç kişiye karşı kaç kişi savaştı'ya odaklanırken, 'Myeongryang' 'Nerede savaşacağız?' sorusunu ısrarla sorar. Sanki 'Yüzüklerin Efendisi'nde Gandalf "Geçemezsiniz!" diye bağırarak köprüyü koruduğu gibi, Yi Sun-sin de Myeongryang adlı dar boğazı koruyacak noktayı bulur. Myeongryang Boğazı'nın dar ve vahşi su yolu, en kötü güç farkında bile tek umut kaynağıdır.
Yi Sun-sin ve Askerlerin Çetin Kanlı Mücadelesi...
Savaş yaklaştıkça askerlerin korkusu zirveye ulaşır. Her gece firar girişimleri devam eder ve komutanlar arasında gizlice geri çekilme önerileri ortaya çıkar. Yi Sun-sin, onları ikna etmek yerine, daha acımasız bir seçim yapar. Geri çekilmeyi önlemek için zincir ve ip kullanarak filoyu bağlama sahnesi, bu filmin en sembolik sahnelerinden biridir. Geri çekilmeyi önlemek için birbirini bağlama fikri, basit bir taktik değil, korkunun cesareti ele geçirmesini engellemek için çaresiz bir düzenektir. Sanki 'Odysseia'da Ulysses kendini direğe bağlayarak Sirenlerin cazibesine karşı koyduğu gibi, Yi Sun-sin de askerleri gemiye bağlayarak korkunun cazibesine karşı koyar. Askerler başlangıçta bu seçimi kınasa da, zamanla 'Zaten kaçış yoksa savaşmaktan başka çare yok' gerçeğini kabul ederler.
Sonunda savaş günü, sis ve deniz sisiyle kaplı Myeongryang Boğazı üzerinde Japon filosunun yelkenleri birer birer ortaya çıkar. Joseon'un on iki gemisi çok zavallı görünür. Japon ordusunun gemileri, her güvertede dolu dolu samuraylarla doludur ve çeşitli toplar, oklar, merdivenler ve kancalar hazırlanmıştır. Kurujima, bu Myeongryang savaşını adını tarihe kazıma fırsatı olarak görür ve tereddütsüz ilerlemeyi emreder. Yi Sun-sin, tek bir panokseon'a binerek doğrudan ilerler. Askerler korkudan kürek çekmeyi bırakınca, o doğrudan davul çalarak kürek çekenlerin yerine geçer. Ve "Ölümümden korkmayın" diye bağırarak, korkunun ağırlığını kendi bedeniyle üstlenmeye çalışır. Sanki 'Cesur Yürek'te William Wallace "Özgürlük!" diye bağırarak saldırıya geçtiği gibi, Yi Sun-sin de korkuyu delip geçer.

Sonrasında devam eden deniz savaşı sekansı, kelimenin tam anlamıyla filmin kalbidir. Akıntıya kapılıp devrilen gemiler, çarpışan ve çarpışan çarpışmalar, düşman gemilerine atlayan Joseon askerlerinin hareketleri durmaksızın ekranı doldurur. Panokseon'un yapısal avantajları ve Japon gemilerinin zayıflıkları, Myeongryang Boğazı'nın akıntılarıyla birleşerek savaş, başlangıçta beklenenden tamamen farklı bir yöne doğru akmaya başlar. Ancak bu savaşın kolay bir kahramanlık hikayesine dönüşmesi anı yoktur. Yi Sun-sin'in yüzünde sonuna kadar korku ve acı vardır ve her bir askerin ölümü abartılmadan, ancak asla hafife alınmadan tasvir edilir. Savaşın nasıl sonuçlandığını, kimin hangi anda düştüğünü ve kimin hangi ifadeyle sonunu karşıladığını doğrudan görmek daha iyi olur. Önemli olan, bu savaşın basit bir zafer veya yenilgiden öte, korkuya yenik düşen insanların kendi cesaretlerini seçme süreci olduğudur.
Siz Savaş, Özellikle ‘Deniz Savaşı’ Meraklısıysanız
Deniz savaşı sahnelerinin ölçeği ve fiziksel hissi. Daha önce Kore sinemasında deniz üzerinde bu kadar büyük ölçekli bir savaşı bu kadar uzun ve ısrarla gösteren bir örnek nadirdi. Bu film, Myeongryang savaşını birkaç montaj kesitiyle işlemeyi tercih etmek yerine, neredeyse bir film uzunluğunda bir süreyi tamamen ayırır. Gemilerin akıntıya çarpma sesi, topların ateşlendiği anın titreşimi, ok ve barut dumanının karıştığı kaosu durmaksızın zorlar. İzleyici, bir noktada hikayenin akışını takip etmek yerine, sadece kargaşanın ortasına atılmış gibi hisseder. Sanki '1917' 1. Dünya Savaşı siperlerini tek çekimle ele aldıysa, 'Myeongryang' da Myeongryang Boğazı'nı tüm vücuduyla deneyimletir.
CG ve set, gerçek çekimlerle ustaca harmanlanmış. Dalgaların ve gemilerin hareketi, çarpışma ve hasar, yangın ve batma, abartılı çizgi roman görüntüleri değil, 'gerçekten böyle yaparlarsa yaralanırlar' hissi verir. Özellikle panokseon ve Japon gemilerinin çarpışarak güvertelerin parçalanması ve askerlerin düşmesi sahnesi, savaşın vahşetini aynı anda hem görkemli hem de acımasız bir şekilde gösterir. Bu gösterinin sadece bir görsel şölen olarak tüketilmemesinin nedeni, kameranın sürekli Yi Sun-sin ve sıradan askerlerin yüzlerine geri dönmesidir. Savaşın ölçeği ve bireysel duygular sürekli kesişir ve izleyici 'güzel bir savaş' değil, 'korkutucu bir savaş' izler. Sanki 'Master and Commander' Napolyon Savaşları'nın deniz savaşını insan perspektifinden ele aldıysa, 'Myeongryang' da deniz savaşını askerin gözünden görür.
Yönetimin anahtar kelimesi 'korku'dur. Birçok savaş filmi cesaret ve fedakarlık, strateji ve taktiği vurgularken, 'Myeongryang' baştan sona insanın ne kadar kolay korkuya yenik düşebileceğini gözler önüne serer. Yi Sun-sin, film boyunca askerlere cesaret dayatmak yerine, korkuyu kabul eden bir lider olarak tasvir edilir. O, korkuyu herkesten iyi bilir ve bu korkuyu yenmenin yolunun bireysel cesaret değil, yapı ve çevre ve başkalarının bakışları olduğunu bilir. Gemileri bağlamak, davul çalmak, düşmanın moralini bilerek kışkırtmak gibi eylemler, hepsi korkuyu temel alan stratejilerdir. Sanki 'Band of Brothers' 2. Dünya Savaşı askerlerinin korkusunu ele aldıysa, 'Myeongryang' da Joseon askerlerinin korkusunu ön plana çıkarır.

‘Bizim Tarihimiz’ Olduğu İçin Tek Yönlü
Bu noktada bu film, genellikle 'ulusal gurur filmi' olarak adlandırılan değerlendirmelerden uzaklaşır. Elbette Imjin Savaşı gibi bir tarihi, Yi Sun-sin gibi bir karakteri ele aldığı için, belli bir düzeyde ulusal gurur ve duygusallık kaçınılmazdır. Ancak 'Myeongryang'ın seçtiği duygu hattı 'Biz zaten güçlüydük' değil, 'Zayıftık ve korkuyorduk ama yine de savaşmak zorundaydık' şeklindedir. Yi Sun-sin de, askerler de, halk da baştan kahraman değil, son derece sıradan ve zayıf insanlar olarak başlar. Bu yüzden filmin sonundaki küçük değişiklikler ve seçimler daha büyük bir etki yaratır. Sanki 'Esaretin Bedeli'nde Andy baştan kahraman değil, sıradan bir mahkum olarak başlıyorsa, bu filmin kahramanları da sıradan korkulardan yola çıkar.
Buna rağmen kötü karakterlerin tasviri kesinlikle tek yönlüdür. Kurujima ve Japon komutanlar genellikle zalim ve kibirli yüz ifadeleriyle tutarlıdır. Onların diyalogları ve eylemleri 'acımasız işgalci' kalıbını büyük ölçüde aşmaz. Bu, filmin kasıtlı olarak seçtiği geleneksel kahraman anlatısının bir dilbilgisi olsa da, daha karmaşık bir savaş draması bekleyen izleyiciler için hayal kırıklığı yaratabilir. Yi Sun-sin ve Joseon donanmasının karmaşık iç dünyasına kıyasla, Japon tarafındaki karakterler genellikle korku ve gerilim yaratma aracı olarak kullanılır. Bu sayede savaşın keyfi belirginleşse de, savaşın iki tarafını üç boyutlu olarak görme bakışı biraz bulanıklaşır. Sanki 'Gladyatör' Romalıları kötü karakterler olarak basitleştirdiği gibi, 'Myeongryang' da Japon ordusunu düz bir şekilde tasvir eder.
Yi Sun-sin karakterinin yorumu, bu filmin en büyük başarısı ve tartışma noktasıdır. Choi Min-sik'in Yi Sun-sin'i, genellikle ders kitaplarında gördüğümüz mükemmel kahraman değildir. O, yorgun, acı çeken, bazen soğuk ve acımasızdır. Askerlerin korkusunu anladığı halde, onları kaçmamaları için zincirle bağlayan kişi tam da Yi Sun-sin'dir. Yine de o, birine zorla bir şey yaptırmak veya vaaz vermek yerine, sonuna kadar önde durarak bedeniyle gösteren bir liderdir. Ok ve top mermilerinin yağmur gibi yağdığı güvertede davul çalan hali, izleyiciye 'Kahraman nedir?' sorusunu tekrar sordurur. Mükemmel ahlak ve doğru sözler değil, korku karşısında bir adım daha ileri giden kişi. Bu filmde tasvir edilen Yi Sun-sin, bu tarafa daha yakındır. Sanki 'Lincoln' mükemmel bir başkan değil, acı çeken bir insanı gösterdiyse, 'Myeongryang' da mükemmel bir general değil, acı çeken bir lideri gösterir.
Kore Yarımadası'nın Kahramanı, Yi Sun-sin General ile Karşılaşın
Büyük ekranda bedenle hissedilen savaş filmlerinin keyfini seven izleyiciler akla gelir. Deniz savaşı türünü doğru bir şekilde gerçekleştiren çok fazla Kore filmi yokken, 'Myeongryang'ın görkemi hala çok fazla karşılaştırma yapılacak bir şey değil. Dalgalar ve top sesleri, metal parçaları ve parçacıklar ekranın dışına fırlayacakmış gibi bir his yaşamak istiyorsanız, bu eser iyi bir seçimdir. Sanki 'Mad Max: Fury Road'u sinemada izlemek gerektiği gibi, 'Myeongryang' da büyük ekran ve büyük sesle izlenmelidir.
Liderlik ve organizasyon, korku ve cesaret üzerine düşünmüş olanlar, bu filmi başka bir açıdan görecektir. Mükemmel olmayan bir lider, birbirine güvenmeyen üyeler, ezici bir dezavantaj koşulunda, bir grubun nasıl yeniden hareket etmeye başladığını gösteren bir drama olarak okunur. O dönemdeki askerlerin kaygısının, günümüzde şirketlerde veya toplumda hissettiğimiz kaygıdan çok farklı olmadığını görmek, beklenmedik bir empati yaratabilir. Sanki 'Apollo 13' uzay felaketi üzerinden liderliği gösterdiyse, 'Myeongryang' da deniz savaşı üzerinden aynı konuyu ele alır.
Tarih filmi veya Yi Sun-sin anlatısını zaten çokça duymuş olanlar bile, 'Myeongryang' bir kez daha göz atmaya değer bir eserdir. Bu filmin sunduğu Yi Sun-sin, heykel üzerindeki kahraman değil, yaralı bedeniyle geminin üzerinde duran bir insandır. Kahramanı tanrılaştırmak yerine, kahramanın korkuyla birlikte durduğu bir görüntü görmek istiyorsanız, bu eser iyi bir cevap olur. Görkem ve duygu, kahramanlık hikayesi ve insan dramını bir arada deneyimlemek istediğiniz bir gün, Myeongryang Boğazı'nın güçlü akıntıları üzerinde bir kez daha çıkmanızı öneririm. Ve film bittiğinde, on iki gemi sayısının ne kadar umutsuz ama aynı zamanda umut dolu bir sayı olduğunu tekrar düşünmenizi sağlar.

