
[KAVE=İtaerim Lee] Rüzgar, Seul'un gökdelen ormanının üstünde esiyor. Zengin ailenin en küçük kızı ve moda-güzellik markasının temsilcisi Yoon Se-ri (Son Ye-jin), 'Şeytan Prada Giyer'deki Miranda Priestly gibi her zaman gökyüzünde yürüyen biri olarak yaşamıştır. Ailesiyle soğuk bir ilişki içinde, sadece para ve başarı ile değerlendirilen bir hayat. Bir gün, yeni çıkaracağı eğlence markası için yamaç paraşütü gösterisi yapmaya çıkan Se-ri, tam anlamıyla 'gökyüzünden düşen bir kaza' yaşar.
Aniden gelen bir fırtınaya kapılarak kontrolü kaybeder ve zihni bulanık bir şekilde, bir ağaç ormanında ters asılı bir şekilde gözlerini açar. Eğer 'Oz Büyücüsü'ndeki Dorothy bir kasırgaya kapılıp Oz'a gitseydi, Se-ri de fırtınaya kapılarak Kuzey Kore'ye gider. Ancak Dorothy'nin yanında Toto adında bir köpek vardı, Se-ri'nin ise sadece bir lüks çanta ve kırık bir cep telefonu vardır.
Ve önünde, silahlı bir askeri üniforma giymiş bir adam durmaktadır. Adı Ri Jeong-hyuk (Hyun Bin). Kuzey Kore askeri üssüne bağlı bir subay, ayrıca oldukça iyi bir aileden gelmektedir. 'Notting Hill'de sıradan bir kitapçı sahibi Hollywood yıldızıyla karşılaşmışsa, burada bir Kuzey Koreli asker, Güney Koreli bir zenginle karşılaşır. Ancak, Notting Hill'den çok daha karmaşık bir uluslararası durum söz konusudur.
Se-ri, sınırı geçtiğini hemen fark eder. Güney Kore'nin varisi, hiçbir hazırlık yapmadan, kimlik belgesi olmadan, DMZ'yi geçerek Kuzey Kore topraklarına düşmüştür. Bu durumu açıklayacak bir kılavuz yoktur. 'Bear Grylls'ün hayatta kalma programı bile böyle bir senaryoyu ele almamıştır. Güney Koreli zenginlerin varis mücadelesi ve lüks markaların lansmanı bir anda anlamını yitirir.
Se-ri öncelikle hayatta kalmalı, fark edilmemeli ve geri dönmenin bir yolunu bulmalıdır. 'Bourne Serisi'ndeki Jason Bourne hafızasını kaybedip Avrupa'da dolaşıyorsa, Se-ri de kimliğini gizleyerek Kuzey Kore'de dolaşmak zorundadır. Jeong-hyuk, başlangıçta bu 'acil iniş yapan kadın' ile ne yapacağını bilemez. Rejim düşmanı bir ülkenin vatandaşı ve tam anlamıyla yasadışı bir göçmen. Ancak Se-ri'nin burada dil ve yaşam tarzına uyum sağlama çabalarını gördükçe, kurallar ve vicdan arasında çatışmaya girer.
21. Yüzyılın 'Roma Tatili'
Jeong-hyuk, sonunda Se-ri'yi kendi evine saklar. 'Roma Tatili'nde Audrey Hepburn bir gazetecinin evinde kalmışsa, burada bir zengin varisi Kuzey Koreli bir askerin evinde kalır. Subayın lojmanı ve onun ait olduğu küçük köy, bir anda yabancı için bir sığınak haline gelir. Sorun şu ki, bu köy halkının gözleri 'Sherlock Holmes'ün dedektiflik yeteneği kadar asla kör değildir.
Mahalle kadınlarının sezgileri, Ulusal İstihbarat Teşkilatı kadar keskin, çocuklar ise yabancı birini hemen fark eder. Se-ri her akşam elektriğin kesildiği, pazar malzemelerini almak için sıraya girmesi gereken ve internetin, kartla ödemenin olmadığı bir hayata atılır. 'Cast Away'deki Tom Hanks, ıssız bir adada yaşıyorsa, Se-ri de zaman yolculuğu yapmış gibi 1990'lara geri dönmüş gibi bir yaşam sürer.

Normalde televizyon ekranında kayıtsızca geçiştirilen Kuzey Kore görüntüleri, şimdi nefesini tutarak dayanılması gereken bir gerçeklik haline gelir. Yine de 'Şeytan Prada Giyer'deki Andy gibi kendine özgü zekası ve ip gibi hayatta kalma yeteneği ile bu tuhaf köye yavaş yavaş sızar.
Jeong-hyuk ve Se-ri arasında başlangıçtan itibaren sınırdan daha yüksek bir duvar vardır. Rejim, ideoloji, aile, kimlik ve birbirleri hakkında bildikleri bilgi dengesizliği. 'Romeo ve Juliet'teki Montague ve Capulet ailelerinin çatışması bile sevimli görünmektedir. Ancak dizi, bu ikilinin birbirlerinin dünyasını 'turistik gezi' yapmak yerine, gerçekten içlerine girmelerini sağlamak için zaman harcar.
Se-ri, mahalle kadınlarıyla kimchi yaparken ve her akşam pazar yerinde kaçak mal alırken, 'haberlerde tükettiği Kuzey Kore' ile 'gerçekten nefes alan insanların Kuzey Kore'si' arasında bir fark olduğunu hisseder. 'Midnight in Paris' filmindeki baş karakter, 1920'lerdeki Paris'i özleyip gerçek bir ziyarette bulunduğunda hayal kırıklığına uğradığı gibi, Se-ri de Kuzey Kore hakkındaki sabit fikirlerinin yıkıldığını görür.
Jeong-hyuk, Se-ri aracılığıyla kapitalist şehrin hızını dolaylı olarak deneyimlerken, Güney Kore toplumunun acımasızlığını ve yalnızlığını da görür. İkisi arasındaki diyalog giderek 'neresi daha iyi' tartışmasından, 'her birimizin kendi yerinde ne kadar yalnız olduğuna' kayar. 'Before Sunrise'daki Jesse ve Celine, Viyana sokaklarında yürüyerek birbirlerini tanırken, Se-ri ve Jeong-hyuk da Kuzey Kore köyünün sokaklarında yürüyerek birbirlerini tanır.
Elbette romantizm bir noktadan itibaren doğal olarak gelir. Se-ri'yi korumak için üst düzey gözetim ve iç politik savaşları göze alan Jeong-hyuk, ona karşı uzun bir aradan sonra 'şartsız bir dost' hissetmeye başlar. 'Titanic'teki Jack, Rose'a "Bana güven" derken, Jeong-hyuk da Se-ri'ye "Seni koruyacağım" der. Ancak Jack'in karşısında batan bir gemi varken, Jeong-hyuk'un karşısında iki ülke vardır.

Bu duygusal çizginin etrafında çeşitli karakterler yer alır. Jeong-hyuk'u denetleyen amir, ikilinin ilişkisini fark edip de bilmezden gelen asker arkadaşlar, Se-ri'nin kimliğini sorgularken sonunda mahalleli olarak kabul eden kadınlar. 'Friends' dizisindeki Central Park arkadaşları gibi, bunlar birbirlerini koruyan bir topluluk haline gelirler.
Öte yandan Güney Kore'de Se-ri'nin kaybolması etrafında zengin aileler arasında bir güç mücadelesi yaşanmaktadır. Se-ri'nin kardeşleri, 'Game of Thrones'daki tahtı ele geçirmeye çalışan aileler gibi, 'kaybolan en küçük' için endişelenmekten çok, boşluğu nasıl kapatacaklarını hesaplamakla meşguldürler. Güney Kore'nin görkemli binaları ve Kuzey Kore'nin sade köyü sırayla ortaya çıkarak, iki dünya arasındaki zıtlık 'Parasite' filmindeki bodrum kat ile lüks konutlar kadar çarpıcı bir şekilde çizilir.
Hikaye ilerledikçe kriz büyür. Se-ri'nin varlığını hedefleyen diğer güçler, Kuzey Kore içindeki iktidar mücadeleleri ve Güney Kore'de Se-ri'yi arayanların adımları aynı anda daralır. Birbirlerini korumak için alınabilecek seçimler giderek azalır ve sınır ile rejim, bu aşkın fiziksel duvarı olarak giderek daha fazla ağırlık kazandırır.
Dizi, sonuna kadar ikiliyi ayıracak gibi görünüp tekrar bir araya getirecek şekilde gerilimi ayarlar. 'Notebook' filmindeki Noah ve Allie sosyal sınıf farkı nedeniyle ayrıldılarsa, Se-ri ve Jeong-hyuk sınır nedeniyle ayrılır. Nihayetinde ikisinin 'sınır ve aşk' arasında nasıl bir cevap bulduğunu burada daha fazla söylemeyeceğim. 'Aşkın Sıfır Noktası'nın son sahneleri, 'The Sixth Sense' filmindeki sürpriz kadar bir cümleyle açıklanamayacak kadar özenle inşa edilmiş duygusal bir dokuya sahiptir.
Cesaret ve Zarafetin Bir Arada Olması... İki Dünya Arasındaki Renk Farkı
'Aşkın Sıfır Noktası'nın sanatsal değerini konuşurken, en önce bahsedilmesi gereken şey, ayarların cesareti ve zarafeti aynı anda barındırdığıdır. Güney Koreli bir zengin varisi ile Kuzey Koreli bir askerin aşık olması fikri, 'Star Wars'daki Jedi ve Sith'in aşık olması kadar hafifçe tüketilebilecek veya siyasi tartışmalara kapılabilecek bir konudur.
Ancak bu dizi, tamamen 'melodram' kuralları içinde, siyasetten önce insanları ön plana çıkarır. Kuzey Kore, ideolojik eğitim alanı değil, mahalle kadınlarının bir araya gelip sohbet ettiği, çocukların futbol oynadığı ve askerlerin ramen pişirip yediği bir alan olarak tasvir edilir. 'Little Forest'ün Japon kırsalı veya 'Totoro'nun 1950'lerdeki Japon köyü gibi, pastoral ve huzurlu bir alan olarak yeniden yapılandırılır.

Elbette, gerçeklikten çok daha romantize edilmiş ve güvenli bir Kuzey Kore versiyonudur. Ancak bu sayede izleyici, 'düşman' veya 'korku' değil, 'komşu' ve 'yabancı bir mahalle' hissi ile Kuzey'i kabul eder. 'Amélie', Paris'i masalsı bir alan olarak tasvir ettiyse, 'Aşkın Sıfır Noktası' da Kuzey Kore'yi romantik bir alan olarak çizer.
Yönetim ve görsellik de bu projeyi destekler. Pyongyang ve köy sahneleri tamamen set ve yurtdışı çekimlerinden oluşmasına rağmen, renk ve yapı sayesinde bağımsız bir fantezi alanı gibi hissedilir. Kuzey Kore köyünde baskın olan koyu yeşil ve kahverengi tonları, gri beton ve kırmızı bayrakların bir araya geldiği Pyongyang, tam tersine Seul, cam ve neon, beyaz ışıklarla dolu bir alan olarak tasvir edilir.
Bu zıtlık, basit bir 'fakir-zengin farkı' ifadesi değil, her karakterin iç sıcaklığı ile bağlantılıdır. 'Blade Runner 2049'un renkleri distopyayı ifade ediyorsa, 'Aşkın Sıfır Noktası'nın renkleri iki dünya arasındaki farkı ifade eder. Se-ri, köye yavaş yavaş sızarken ekranın renkleri de yavaş yavaş soluklaşır ve Jeong-hyuk'un Güney Kore'ye adım attığı andaki yabancılık, aşırı parlayan ışıklarla ifade edilir.
Diyaloglar ve mizah da 'Aşkın Sıfır Noktası'nı destekleyen önemli unsurlardır. Kuzey Kore şivesi ve Güney Kore standart dili, zengin ailelerin alaycı üslubu ile çarpışarak doğal bir şekilde gülümsemeler yaratır. Jeong-hyuk'un asker arkadaşlarının Kore dizileri, tavuk ve market kültürüne dalması, Se-ri'nin kadınlara moda-güzellik öğretmesi sahneleri, rejim ve kültürü hafifçe kesiştirerek izleyiciye 'yabancı his' yerine 'samimi farklılık' sunar.
'My Big Fat Greek Wedding', Yunan göçmen ailesinin kültürünü mizah ile çözümlediği gibi, 'Aşkın Sıfır Noktası' da Kuzey ve Güney arasındaki kültürel farkları mizah ile çözümler. Bu mizah sayesinde, Kuzey-Güney gibi ağır bir konu aşırı ağırlaşmadan melodramın ritmi korunur. 'Friends', günlük küçük gülümsemelerle 20 yıl boyunca ayakta kaldıysa, 'Aşkın Sıfır Noktası' da kültürel farklılıkların küçük gülümsemeleri ile gerilimi hafifletir.
Oyuncuların uyumu, bu tüm mekanizmaları gerçeğe dönüştüren ana unsurdur. Son Ye-jin'in canlandırdığı Yoon Se-ri, 'Şeytan Prada Giyer'deki Andy veya 'Sex and the City'deki Carrie gibi tipik bir zengin varisi karakterine hapsolmaz. Gösteriş meraklısı ve kibirli ama aynı zamanda şaşırtıcı derecede çalışkan ve hayatta kalma gücü yüksek bir karakterdir.
Kuzey köyüne düştüğünde bile "Ben zaten iyi bir insanım" şeklinde bir öz güven ve "Ama şimdi bu insanlardan öğrenmeliyim" şeklinde bir esneklik gösterir. Hyun Bin'in Ri Jeong-hyuk'u, askeri üniforma içinde soğuk bir subaydır ama aşk karşısında beceriksiz ve ciddi bir şekilde donup kalmış bir karakterdir. 'Sense and Sensibility'deki Albay Brandon veya 'Pride and Prejudice'deki Darcy gibi, duyguların ölçülü ifadesi daha büyük bir yankı yaratır.
Onun ölçülü duygusal ifadesi, abartılı melodram çerçevesinde bile ikna edici kalmasını sağlar. Özellikle ikisinin göz teması ve nefes alışverişinin geçtiği sahneler, herhangi bir diyalog olmaksızın "Ah, bu ikisi zaten birbirlerine derin bir şekilde aşık olmuşlar" hissini verir. 'Notting Hill'deki Hugh Grant ve Julia Roberts, 'About Time'daki Domhnall Gleeson ve Rachel McAdams kadar mükemmel bir kimya.
K-Dizilerin Zirvesi, Fantezinin Siyaseti
Halkın sevgisinin nedenini biraz daha yapısal bir şekilde ele alırsak, 'Aşkın Sıfır Noktası', Kore dizilerinin uzun süredir biriktirdiği avantajları 'Marvel Universe'ün crossover'ı gibi 'derleme' şeklinde bir araya getiren bir eserdir. Zenginlik, miras, aile çatışması gibi tanıdık kodlar, askeri üniforma ve organizasyon gibi erkek anlatıları, kadınların dayanışması ve sohbetinin oluşturduğu yaşam dramaları, üzerine Kuzey-Güney bölünmesi gibi Kore'ye özgü bir özellik eklenir.
Her bir unsur tek başına biraz sıradan görünebilirken, 'iniş' adlı fantezi durumu üzerine konulduğunda bir kez daha yenilik kazanır. Ayrıca İsviçre, Moğolistan gibi yurtdışı lokasyonların sağladığı ölçek duygusu sayesinde, izleyici melodram izlerken 'About Time' veya 'Midnight in Paris' gibi 'seyahat etme hissini' de tadabilir.
Elbette eleştiri noktaları da vardır. Kuzey Kore'nin gerçekliğinin aşırı romantize edildiği, Kuzey Korelilerin yaşam zorlukları ve siyasi baskılarının 'Studio Ghibli' animasyonları gibi alaycı bir şekilde tasvir edildiği, Kuzey-Güney çatışma gerçekliğini unutturan bir fantezi olduğu gibi eleştiriler geçerlidir.

Ancak eser, başlangıçta 'siyasi drama' yerine 'sınırları aşan romantik komedi'ye daha yakın olduğunu açıkça belirtir. Bu açıdan bakıldığında 'Aşkın Sıfır Noktası', bölünme gerçekliğini hafifçe tüketmek yerine, "Hangi rejime ait olursa olsun, aşk ve gülümseme ile savaşan insanların duyguları çok farklı değildir" mesajına vurgu yapar. 'In the Mood for Love', 1960'ların Hong Kong'unu romantize ettiyse, 'Aşkın Sıfır Noktası' da günümüz Kuzey Kore'sini romantize eder.
Bu yönelim, tüm izleyiciler tarafından rahatça kabul edilmeyebilir, ancak en azından eser içinde kendi rolünü tutarlı bir şekilde yerine getirdiği inkar edilemez.
Cesur Hayal Gücüne Çekici Buluyorsanız
'Melodram çok sıradan' diye düşünseniz de, bazen kalbinizi derinlemesine yatırmak isteyenler için uygun bir eser. 'Aşkın Sıfır Noktası', klişeleri bilerek, bu klişeleri sonuna kadar zorlayan bir eserdir. 'Notebook' veya 'About Time' gibi tesadüf, kader, yeniden buluşma, yanlış anlama ve barışma gibi unsurlar sıralanırken, çoğu zaman izleyici "Biliyorum ama yine de hoş" hissini yaşar. İyi yapılmış bir tür eserinin gücü.
Ayrıca, Kuzey-Güney meselesini sadece haber başlıkları ve siyasi sloganlarla tanıyan biri için, bu dizi çok farklı bir 'bölünme hissi' deneyimleme fırsatı sunabilir. Elbette burada tasvir edilen Kuzey Kore gerçeklikten farklıdır. Ancak bu abartı ve değişim, "Orada da benimle benzer kaygıları taşıyan insanlar vardır" hayal gücünü tetikler. 'Totoro'yu izlerken 1950'lerin Japon kırsalına özlem duymak gibi, 'Aşkın Sıfır Noktası'nı izlerken farklı bir rejime karşı merak uyanır.
Bu tür bir hayal, dikkatlice korunduğunda, dizi sadece keyifli bir aşk hikayesinin ötesinde bir iz bırakır.
Son olarak, gerçek hayatta çözülemeyen engeller karşısında sık sık kalbi küçülenlere 'Aşkın Sıfır Noktası'nı tavsiye etmek isterim. Bu eseri izlemek, gerçek hayattaki engellerin ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Ancak bir süre unuttuğunuz soruları yeniden hatırlatır. "Yine de, tüm bunları göze alıp seçmeye değer bir duygu içimde hala var mı?"

'Titanic'teki Rose, "Sen atlarsan, ben de atlarım" derken, 'Aşkın Sıfır Noktası' da "Nereye gidersen git, ben de gelirim" der. Cevap herkes için farklı olabilir, ancak bu soruyla bir kez yüzleşmek bile, bu dizinin görevini yerine getirdiğini hissettirecektir.
Ekrandaki Se-ri ve Jeong-hyuk sınır çizgisi üzerinde tehlikeli bir şekilde geçerken, izleyici kendi 'çizgisini' hatırlayacaktır. Ve o çizgiyi aşma cesareti veya aşmama cesareti, aşkın farklı bir yüzü olduğunu dikkatlice anlamaya başlar. Böyle bir hikaye gerekiyorsa, 'Aşkın Sıfır Noktası' hala geçerli bir seçimdir.
2019'un sonlarında yayınlanmaya başladıktan sonra Netflix aracılığıyla dünya çapında yayıldı ve 'Parasite' ile birlikte K-içeriğin potansiyelini kanıtladı. Bu dizi, sadece iyi yapılmış bir romantik hikaye değil, bölünme gibi Kore'nin özgünlüğünü evrensel bir aşk hikayesine çevirmiş bir kültürel olaydır. Ve şimdi de dünyanın bir yerinde birileri bu diziyi izleyerek 38. paraleli aşan bir aşkı hayal ediyor olabilir.

