
[magazine kave]=Lee Tae-rim Muhabir
Dükkanın önündeki küçük lokantada kimchi çorbası fokur fokur kaynıyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren meşgul olan mutfağın ortasında Cha Soon-bong (Yoo Dong-geun), yüzünden terler akarken bile elleri bir orkestra şefi gibi durmadan çalışıyor. Çorba servis ediyor, pilav koyuyor ve müşterilere şakalar yapıyor ama evdeki çocukların yemek masası tam bir savaş alanı. İşe gitmek için aceleyle evden çıkan büyük kız, uykusunu tam alamamış zombi gibi küçük oğul, en yoğun saatlerde bomba gibi telefon açan ikinci oğul. KBS hafta sonu dizisi 'Aile Arasında Neler Oluyor' böyle her evde olabilecek bir manzarayla başlıyor. Ancak bu tanıdık sabah rutini, babanın çocuklarına karşı dava açmasıyla çarpıcı bir senaryoya sıçrıyor. Adeta 'Baba' filmindeki Vito Corleone'nin çocuklarına fatura gönderdiği gibi, şaşırtıcı bir ters köşe.
Cha Soon-bong için hayat her zaman 'aile' projesiydi. Genç yaşta eşini kaybettikten sonra üç çocuğunu tek başına büyüten bir babadır. Sabahın erken saatlerinde pazara gidip malzeme alır, gün boyu lokantada yemek yapar ve çocukların okul masraflarını karşılar. Ancak bir süre sonra çocuklar kendi hayatlarına dalmış durumdadır. Her zaman sert ve işleri sadece görev olarak gören büyük kızı Cha Kang-shim (Kim Hyun-joo), büyük bir şirketin sekreterlik ofisinde kariyer basamaklarını tırmanıyor ama babasına karşı konuşma tarzı kış soğuğu gibidir. Doktor olarak başarılı olan ikinci oğlu Cha Kang-jae (Yoon Park), parlak özgeçmişini ve pozisyonunu hava gibi doğal kabul ederken, lokantada çalışan ailesinden içten içe utanır. En küçük oğlu Cha Dal-bong (Park Hyung-sik), büyük hayalleri olan ama gerçeklik algısı 404 hatası veren bir iş arayan genç olarak, babasının en çok başını ağrıtan sorun yaratıcısıdır.
Soon-bong içten içe üzülse de dışarıdan her zaman çocuklarını korur. Çocuklar da kendilerine göre sevgi gösterir ama ifade biçimleri her zaman uyumsuzdur. Kang-shim, işyerinde aldığı stresi babasına yansıtır, Kang-jae bayramlarda bile hastane nöbeti ve araştırmaları bahane ederek eve pek gelmez. Dal-bong, iş bulamamanın hayal kırıklığını gizlemek için abartır ve sorun çıkarıp geri döndüğünde babasından yardım ister. Bir gün, Cha Soon-bong doğum günü yemeği önünde çocuklarını beklerken sonunda tek başına yemek yer. Pastanın mumları tek başına titrerken, adeta tek kişilik bir gösteri sahnesi gibi o anda içinden karar verir. 'Bu şekilde yaşlanıp ölemem' diye.

Bu karar, çocuklarına karşı açtığı 'vefasızlık davası'dır. Mahkemeden gelen dilekçede Cha Soon-bong'un üç çocuğuna bugüne kadar yaptığı yatırımın, okul masraflarının, yaşam giderlerinin ve emeğinin Excel tablosu gibi hesaplanarak geri ödenmesi talep edilmektedir. Çocuklar öfkelenir ve panik olur. Babalarının neden böyle bir şey yaptığını anlayamazlar ve kendi yollarıyla direnç gösterirler. Ancak dizi bu durumu basit bir komedi unsuru olarak kullanmaz. Dava etrafında aile üyeleri arasında yaşanan tartışmalar, öfke, kırgınlık ve pişmanlıklar ortaya çıkarken, birbirlerine söyleyemedikleri duygular birer birer açığa çıkar. Adeta uzun süredir biriken nakit parayı bir anda boşaltmak gibi.
Olgunlaşan küçük kardeşin verdiği sıcak gülümseme
Bu dava vesilesiyle her birine değişim rüzgarı eser. Sadece işine odaklanan Kang-shim'in karşısına sert ama içten bir patron olan Moon Tae-joo (Kim Sang-kyung) çıkar. Başlangıçta birbirlerine gladyatör gibi hırlayan bu ikili, şirket içinde ve dışında karşılaşarak yavaşça kalplerini açar. Kang-shim, Tae-joo aracılığıyla 'işini iyi yapan bir robot' değil, 'birinin kızı' ve 'bir kadının' olarak kendini yeniden keşfetmeye başlar. Kang-jae, zengin bir aileyle evlilik görüşmeleri arasında kendi arzuları ve ailesi arasında denge kurmaya çalışırken, vicdan ve sorumluluk arasında ipte yürür. Onun önünde sadece iyi bir evlilik teklifi değil, aynı zamanda farkında olmadan incittiği sevgilisi ve onu sonuna kadar inanmaya çalışan babasının arka planı vardır.
Öte yandan, her zaman sorumsuz olan küçük kardeş Dal-bong, kırsal bir kız olan Kang Seo-ul (Nam Ji-hyun) ile tanışarak yavaş yavaş değişir. Çocukluk döneminde kendisiyle yaptığı bir sözü değerli bir hazine gibi inanarak şehre gelen Seo-ul, beceriksiz ama saf kalbiyle Dal-bong'un etrafında dolanır. Dal-bong başlangıçta onun varlığını bir yük olarak görse de, kendisine en çok inanan kişinin Seo-ul olduğunu fark edince nihayet 'yetişkin olmanın' ağırlığını hissetmeye başlar. İş, hayal ve aşkın bir arada geldiği gençlik döneminde Dal-bong, babasının hayatı boyunca yürüdüğü yolu farklı bir açıdan görmeye başlar. Adeta ilk kez VR gözlük takmış gibi, şimdi babasının bakış açısını görebilmektedir.
Dizi, bu üç kardeş ve çevresindeki karakterlerin hikayelerini bir yapboz gibi sıkı sıkıya örerek, aile adı altında biriken birçok duygusal katmanı yavaşça açığa çıkarır. Cha Soon-bong'un davası yüzeyde para meselesi gibi görünse de, aslında 'bir kez olsun sizin hayatınızda başrol olmak istedim' diye haykıran bir çığlığa yakındır. Ve çocuklar o zaman anlarlar. Kendilerinin doğal kabul ettiği yemek masası ve ev, azarlamalar ve endişeler aslında bir kişinin hayatı ve gençliğini tamamen yatırarak elde ettiği sonuçlardır. Sonraki gelişmelerde aile birçok kriz ve çatışma yaşar ve çocuklar kendi seçimlerinin eşiğinde dururlar. Hikayenin nereye gittiğini ve sonunda birbirlerine nasıl bakacaklarını görmek en iyisi olacaktır.

Kore Oyunculuk Ustası Gerçek Hayata Atılırsa
Aile Arasında Neler Oluyor'u analiz ettiğinizde, ilk göze çarpan şey 'baba anlatısının' yeniden yapılandırılmasıdır. 'Aile Arasında Neler Oluyor'un Cha Soon-bong'u, tipik fedakar baba şablonunda kalmaz. Çocukları için fedakarlık yapmıştır ama aynı zamanda kendi yalnızlığını ve kırgınlığını doğru ifade edemediği için durumu daha da kötüleştirmiştir. Dava gibi aşırı bir seçim de aslında çok çocukça görünebilir. Ancak bu çocukça davranışın içinde Koreli orta yaşlı baba neslinin duyguları sıkıştırılmıştır. Çocuklarına yük olmak istemezken, bir yandan da hala ihtiyaç duyulduğunu hissetmek isteyen bir arzu. Bu arzuyu mahkeme gibi halka açık bir sahneye taşıyan bu kurgu, abartı gibi görünse de tuhaf bir şekilde ikna edici olur. Adeta normalde yapmayan birinin aniden sosyal medyada uzun bir yazı paylaşması gibi, böyle bir çaresizlik.
Yönetmenlik, komedi ve gözyaşları arasında denge kurmada ustadır. Vefasızlık davası gibi bir konu, yanlışlıkla bir skandal dizisine dönüşebilir. Ancak bu dizi, çatışmanın sesini patlatmak yerine, günlük detaylar içinde hem gülümseme hem de gözyaşı yakalar. Örneğin, mahkemede Cha Soon-bong'un 'çocuk yetiştirme masrafları' listesini okurken, çocukların eski hikayelerini hatırlayıp duygusallaştığı sahne, komik bir durum ve samimiyetin aynı anda var olabileceğini gösterir. Adeta 'Kingsman' filminde centilmen casus aksiyonunun ortasında İngiliz mizahı eklemek gibi, gerilim ve rahatlama ritmi mükemmeldir.
Hafta sonu dizisinin en uzun yayın süresini kullanarak, karakterlere yeterli zaman verip duygusal çizgilerini doğal bir şekilde inşa eder. Adeta yavaş bir yemek programı gibi, mikrodalga fırında aceleyle pişirmek yerine yavaşça kaynatır. Karakter inşası da bu eserin temel güçlü yanıdır. Üç kardeş basit vefasız çocuklar, sorumsuz MZ kuşağı değildir. Kang-shim, yetenekli ve gururlu bir kariyer kadınıdır ama aslında çocukluğundan beri annesinin boşluğunu doldurarak yaşamış bir karakterdir. Bu yüzden daha soğuk, daha sert olmuş ve zayıf düşmemek için önce saldırı moduna geçmiştir. Adeta bir oyunda savunma istatistikleri düşük olduğu için saldırı istatistiklerine odaklanmak gibi.
Kang-jae, kariyer odaklı tipik bir elit gibi görünse de, altında aileye karşı bir kompleks ve kabul edilme isteği gizli bir değişken olarak yer alır. Dal-bong, sorumsuz gibi görünse de, aslında aile tarafından sevilmek isteyen bir küçük kardeştir. Bu 3D karakter yapısı sayesinde izleyici, herhangi bir karakteri kolayca sevmemekte veya affetmemekte zorlanır. Sadece her bölümde onlarla birlikte yavaşça değişim sürecini izler.

Çevre karakterler de basit birer figüran değil, hikayenin genişleme paketi olarak işlev görür. Moon Tae-joo ve Kang Seo-ul gibi kendi aile geçmişlerine sahip karakterler ortaya çıktıkça, dizi bir dükkanın, bir ailenin hikayesini aşarak çeşitli 'aile' biçimlerini çok yönlü gösterir. Zengin bir aile ama birbirlerinin iç dünyasını bilmeyen bir ev, boşanma ve yeniden evlenme sürecinde yeni ilişkiler arayan bir aile, kan bağı olmamasına rağmen birbirine en çok önem veren insanlar. Bu bağlamda 'gerçek aile nedir' sorusu doğal olarak ortaya çıkar. Adeta 'gerçek Avengers kimdir' diye sormak gibi, kan bağı aileyi garanti etmez mesajı verilir.
Biraz gereksiz anlatılar da yok değil
Bu dizide hiç eksiklik yok demek doğru olmaz. Hafta sonu dizisi olmanın özelliği olarak, son bölümlere doğru bazı bölümler biraz tekrarlayıcı bir izlenim bırakıyor ve bazı karakterlerin anlatıları tanıdık klişeleri takip ediyor. Zengin ailelerin çatışma yapısı veya hastane içi siyasi oyunlar özellikle taze değil. Ancak bu tanıdık anlatıların tamamen sıkıcı gelmemesinin nedeni, merkezdeki 'baba ve üç kardeş' hikayesinin sonuna kadar samimiyetini kaybetmemesidir. Sonuçta izleyicinin beklediği şey zengin ailenin finali değil, lokantanın bir köşesinde gülerek yemek yiyen Cha Soon-bong ailesinin manzarasıdır. Adeta Netflix'te sürekli ana ekrana dönmek gibi, gerçekten görmek istediğimiz şey o günlük yaşamın geri kazanımıdır.
Bu diziyi düşündüğünüzde, doğal olarak birkaç sahne birlikte geri gelir. Kimsenin gelmediği doğum günü yemeği önünde tek başına yemek yiyen Soon-bong, hatasını kabul edemeyip direnirken sonunda babasının önünde ağlayan Kang-jae, her zaman güçlü görünmeye çalışan Kang-shim'in babasının gözyaşlarını gördüğünde ilk kez yıkıldığı an, küçük bir başarıda gözleri parlayarak koşup rapor veren Dal-bong ve onu sessizce izleyen babasının ifadesi. Bu sahneler özel efektler veya uyarıcılar olmadan da uzun süre akılda kalır. Çünkü aile duygusunun nihayetinde günlük yaşamın küçük parçalarından oluştuğunu iyi biliriz. Adeta fotoğraf albümünde saklanan fotoğraflar gibi, özel bir şey olmasa da değerli anlar.

Skandal Değil, K-Aile Hikayesi Merak Ediliyorsa
Son zamanlarda aile dizileri çok ağır veya skandal gibi geliyorsa, 'Aile Arasında Neler Oluyor'un tonu daha rahatlatıcı gelecektir. Gerçek hayatın zorluklarını aşırı derecede güzelleştirmeden, insanlara olan inancı sonuna kadar bırakmayan bir tutum vardır. Tüm gün boyunca iş ve ev arasında gidip gelirken 'ben de aileme ne kadar dikkat ediyorum' diye kendinizi sorguladıysanız, Cha Soon-bong ve üç kardeşin kavga ve barışını izlerken tuhaf bir empati ve hafif bir sızı hissedeceksiniz. Adeta 'ah, ben de böyle yapıyorum' diye bir öz yansıma gibi.
Ebeveyn kuşağı ve çocuk kuşağının birlikte izleyebileceği bir dizi arıyorsanız, bu eser iyi bir seçim olacaktır. Ebeveynler Cha Soon-bong'un söz ve davranışlarında kendilerini görürken, çocuklar Kang-shim, Kang-jae ve Dal-bong'un konuşma tarzında kendilerini bulurlar. Herkes farklı sahnelerde güler ve ağlar ama son bölüm bittiğinde masaya oturup birbirlerine söyleyemedikleri şeyleri biraz olsun söyleme cesareti bulabilirler. Bu anlamda 'Aile Arasında Neler Oluyor' başlığıyla bize sorar. Aile arasında neden böyle diye sızlanmadan önce, aile olarak yapabileceğimiz söz ve davranışların ne olduğunu bir kez düşünmemizi ister. Bu soruya sessizce cevap vermek istediğiniz bir gün, tekrar izlemek için iyi bir dizidir. Adeta sık sık başlatılan bir teselli oyunu gibi, her zaman geri dönüp sıcaklığı şarj edebileceğiniz bir eserdir.

